Nihat Hatipoğlu’ndan Miraç Kandilinin sırları

Ünlü ilahiyatçı Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu, Miraç Kandili’nin anlamını ve büyük yolculuğun sırlarını anlattı.

Sn. Hatipoğlu Hz. Muhammed’in (SAV) miraca çıktığı gün, Miraç Kandili ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Miraç Kandili, Hazreti Peygamberin Mekke’den Kudüs’e ve Kudüs’ten de göğün üst tabakalarına, arşa ve semaya yaptığı yürüyüştür. Daha doğrusu Mekke’den Kudüs’e kadar olan gece yürüyüşüne ‘İsra’ diyoruz. Bundan Kudüs’ten sonraki bölümüne ise ‘Miraç’, yükselme diyoruz. Bu Mekke’de zulümlerden dolayı hayli daralmış; eşini kaybetmiş, amcasını yitirmiş olan Hz. Peygamber’e yüce Allah (CC) tarafından verilen bir tesellidir. Çünkü hiçbir peygamber miracı bu şekilde yaşayamamıştır. Hiçbir insana, hiçbir faniye böyle bir miraç nasip olmamış, sadece Hz. Peygamber’e nasip olmuştur. Miraç sadece bir hayal dünyasından, bir mana ikliminden ibaret bir yürüyüş değil, aynı zamanda fiziki bir yürüyüştür. Fiziki bir kaldırılış, beden ve ruhla berabergöğe doğru yükseliştir. Beden ve ruhla beraber… bu en büyük mucizelerden biridir. Basit bir mesele değildir…

Hz. Peygamber’in rüyasında gerçekleşmiş olabileceği yönünde fikir beyan edenler var…

Çok yönden sakat ve anlamsız bir tartışmadır. Hz. Peygamber Mekke’ye geri geldiğinde yer yerinden oynadı. Peygamberimiz sadece ruhuyla ya da hayal aleminde bu yolculuğu gerçekleştirseydi, Mekkeliler itiraz etmezlerdi. Hayale kim itiraz edebilir, manevi bir yürüyüşe kim itiraz edebilir. Rüyaya kim, ne diyebilir… Miraç Hz. Peygamber’e; sen yalnız değilsin, terk edilmedin, benimle berabersin mesajı veriyor. Hem Mekke’de hem de Hicret’ten sonra Medine’de yaşayacağı zorluklar için bir tesellidir. Onu manen hazırlamadır.

Hz. Peygamber Miraç’tan döndüğünde nasıl bir ruh haline gelmiştir?

Hz. Peygamber’in Miraç’tan sonra hiç kahkahayla gülmediği söylenir.

Hz. Peygamber nelerle karşılaşıyor bu yolculuk esnasında?

Miraç manevi bir yolculuk, maddi yolculuğun ötesinde… Birçok manzara da var tabii… Hz. Musa ile de karşılaşıyor Peygamberimiz, Hz. İbrahim’le de görüşüyor. Bütün peygamberler Hz. Muhammed’e gıptayla bakıyor. Çünkü onlar neticede ölümden sonra o makama yükseldiler, ama Rasulüllah hayattayken geri döneceğini bilerek gitti oraya! Bu çok önemli bir nokta. Orada tüm peygamberlere imamlık yapması da çok önemli. Niye Mekke’den Kudüs’e gidiyor. Herhangi başka bir yere de gidilebilirdi belki… Kudüs birçok dinin merkezi biliyorsunuz. Orada Peygamber Efendimiz ben ‘Kudüs’ün de Peygamberi’yim demiş oluyor. Yani tümünü kuşatıyor. Damgasını vuruyor tabiri caizse. Onun için bir hadisinde “Musa bugün hayatta olsaydı, bana uymaktan başka çaresi olmazdı.” buyuruyor. Bu, “Ben bütün peygamberlerin davetini birleştirdim” anlamına da geliyor tabi. İslam tüm dinlerin bir özetidir aslında. Hz Musa’nın da Hz İsa’nın da tebliğlerinin, vahiylerinin tümünün özeti Hz Peygamber’in vahiylerinde ve hayatında mevcuttur. Bu açıdan orada namaz kıldırması önemlidir.

Beş vakit namaz da orada farz kılınıyor değil mi?

Hem beş vakit namaz hem de cuma namazı orada farz kılındı. Cuma namazı orada farz kılınıyor, ama Mekke’de kılınamıyor çünkü güvenlik ortamı yok. Müslümanlar eğer namazı kılacak olurlarsa toptan imha edilebilirler. Hz. Peygamber cuma namazını kılmıyor, kılamıyor daha doğrusu. Abluka var, işkence var, zulüm var. Ancak Medine’ye hicret eden sahabisine emrediyor ve İslam tarihinde ilk kılınan cuma namazı da sahabenin kıldırdığı cuma namazı oluyor. İlk cuma namazı Ranuna adlı bir köyde, Peygamber Efendimizin olağanüstü elçisi, tabiri caizse büyükelçisi, Hz. Musab bin Umeyr tarafından kıldırılmıştır. Medine’yi Peygamber efendimize hazırlayan kişidir de aynı zamanda ve Uhud savaşında şehit olmuştur.

HZ. MUHAMMED’İN DUYDUĞU KOKU
Miraç’tan dönüş yolunda Hz. Muhammed (SAV) güzel bir koku duyuyor, kendisine bir mezar gösteriliyor…

Firavun döneminde yaşamış sadık bir mümine kadın Maşita. Aynı Hz. Asiye gibi. Çocuklarıyla beraber Firavun’a direndiği için şehit edilen bir kadın… Onun ve ailesinin mezarını semaya kazınmış olarak görüyor Hz. Muhammed (SAV). O güzel kokuyu sorduğunda, Cebrail (as) Maşita’yı anlatıyor. Bir kadının Firavun’u nasıl dize getirdiğini dair çok güzel bir örnektir. O kadar önemli bir kadın ki, mezarı ‘miraç’ yolunda… Daha doğrusu Hz. Muhammed (SAV) bu olayı bilsin diye oradan götürülüyor. Dinin öncüsü bir insan değil, peygamber değil bu kadın, ama herhangi sıradan bir insanın Allah katında ne kadar yükselebileceğini anlatıyor.

Hz İbrahim’, Hz Peygember’e insanların ağaç dikmesini vasiyet ediyor?

Tabi burada kastedilen maddi bir ağaç dikme değil, evlat yetiştirme, çocuk yetiştirme, doğru filiz verebilme, doğru ürün atabilme de bunun içerisindedir, ama Hz. Ömer’in, “Kıyamet kopacağını duysam ve elimde bir ağaç olsa, kıyamet kopmadan önce mutlaka onu dikerdim!” sözü de kainatın ekolojik dengesinin önemine işarettir ve tabi iklimini bozduğumuz dünyada bize ders olacak bir sözdür.bunlar. Ağaç madden de çok önemli bir şeydir yani!

Sn. Hatipoğlu o yolculuk esnasında Hz. Muhammed (SAV) cehennemi de görüyor, degil mi?

Cennet ve cehennem gösteriliyor kendisine evet. Cennet ve cehennem şu anda var, ama boş. Boştan kasıt insanlar cennet ve cehenneme fiziki olarak girmiş değiller. Peki nedir orada Hz. Muhammed’e (SAV) gösterilen manzaralar? Belki de ilerde cennet ve cehennemde olacak sahnelerdir. Hz. Peygamber orada cennete baktım, cehenneme baktım derken kendine gösterildiği kadarına bakıyor tabi. Tümünü dolaşmak zaten mümkün değil. Oradan bir enstantane diyebiliriz. Bir başka ihtimal de kabir aleminde çekilen azap ve sıkıntıyı görmüş, manevi olarak hissetmiş olabilir Hz. Peygamber. Hakikaten dehşetli manzaralar gösteriliyor kendisine… Her Müslüman kendini hesaba çekip, onları düşünmesi lazım.. Tabi dediğim gibi oradaki görüntülerin sembolik anlamı var. Orayı bilmek ayrı, görmek ayrı. Hz İbrahim, “Yarabbi ölülerini nasıl dirilteceğini göster bana” diyor. O da gözle müşahede etmiş oluyor. Buradaki çok önemli nokta Hz. Muhammed’in (SAV) böyle bir talebi olmamıştır. Hz. Musa (AS) “Yarabbi bana kendini göster” diyor. Allah (cc) “Beni göremezsin” buyuruyor. Bu talebin olması haşa peygamberleri küçültmez. Onlar kavimlerine daha etkili anlatabilmek için bu tür müşahedeleri istemişlerdir, ama Hz Peygamber’in böyle bir beklentisi yok tam aksi O’na bir lütuf olarak veriliyor. Bu ‘son elçi’ye verilen bir lütuftur.

Leave a comment

Blogsilin.com İlaç Gibi Blog